
Taşınmak zor ve üzerinde uzunca düşünülecek bir karar. Uzun zamandır bu düşünce aklımızın bir köşesindeydi. Fakat o kadar ince eleyip sık dokuyorduk ki, artık taşınacağımıza kendimiz dahi inanamaz olmuştuk. Ta ki Gayrettepe’deki yeni ofisimiz ile karşılaşıncaya kadar…
Bu yazıyı size Sultanahmet’ten yazarken, etrafımda bir koşuşturmacadır gidiyor. Koliler hazırlanıyor, eşyalar demonte ediliyor… Bense yaklaşık bir senedir bizi burada ağırlayan mütevazi ofisimize ve Sultanahmet’in eşsiz manzarasına son bir kez bakıyorum. İçim bir hoş oluyor. Sanırım biraz eskinin hüznü ve yeniliğin heyecanı bu garip hissi veriyor.
Arada bir nargile bahanesiyle de olsa gelip, eski günleri yad etmeye sözleştik ama bizi bütün sıcaklığıyla ağırlayan, kuruluşumuzdan bugüne herşeyimize adım adım şahit olan bu güzel semte veda etmek oldukça zor. Haftalık kahve keyiflerimizi, Eminönü’nün balık ekmeğini, müthiş manzarasını ve daha bir çok şeyini çok özleyeceğiz.
PS: Yeni ofis ile birlikte telefon numaralarımız da değişti. Bize ulaşmak isiyorsanız mutlaka yeni iletişim bilgilerimizi not edin.
Herkese merhabalar,
Lotus Medya ailesi olarak herkesin Kurban Bayramı’nı kutluyoruz. Bu aralar sesimizin çıkmamasını mazur görün, çünkü size birbirinden güzel sürprizler hazırlıyoruz. Yeni yıla dair hazırlıklarımız ve sürprizlerimiz ile ilgili ipuçlarını yazının devamında bulabilirsiniz:
(Read More)
Gecenin gündüze en yaklaştığı anda doğdu. Yumuk yumuk elleri vardı, heyecanlıydı. Belli ki zekiydi ve yaramazdı, gözleri kocaman kocamandı. Yerinde duramıyordu, haylazdı.
İki yaşına geldiğinde; bembeyaz bir yüzü, inci gibi dişleri vardı. Şımarık ve sevimli sevimli gülümserdi adı anıldığında. Paytak paytak yürür gelirdi çağrıldığında.
Saçlarını yandan tarardı, yakışıklıydı dört yaşına geldiğinde. Aynaya bakardı, rol keserdi. Sorular sorar, cevaplarını kendisi verirdi. Ben aşık oldum dedi, inanmazsın.
Altısında okula başladı. Arkadaşlarının arasında belli ediyordu kendini, okumayı ilk O söktü. Matematiğe kafası zehir gibi çalışıyordu. Doktor olacağım demeye o zamanlarda başladı…
Böyle güzel bir şeydir çocuğunun büyüyüşünü anlatmak. Benim çocuğum yok, ama çocuğum gibi gördüğüm, “şımarık ve akıllı” olarak büyümesini izlediğim Lotus Medya ile bu hissi yakalayabiliyorum bugünlerde.
(Read More)
Buradaki ilk günlerimin oldukça sakin geçeceğini düşünmüştüm. Bilirsiniz yeni bir işte ilk günler hep durağan ve sıkıcı geçer. Oysa içeri girer girmez bir koşuşturmaca ve telaşın ortasında buldum kendimi. Blog’da Eylül ayının oldukça yoğun olduğu yazıyor ama Ekim daha bir dolu dolu gelmiş anlaşılan buralara.
Bayram tatili ile birlikte kısa bir dinlenmenin ardından yeni projelerle tekrar yeni bir yoğunluğa gireceğiz. Yeni bir şirket, yeni projeler, yeni insanlar ve benim için tamamen yeni bir anlayış… Burada çalışmanın en güzel yanı durağanlık ve sıradanlığın hiç olmaması. Sürekli yeni bir şeyler öğrenmek ve üretmek harika bir şey. Bir de şu güzelim Sultanahmet ortamını bir tadabilsek daha güzel olacak.
Ramazan Sultanahmet’e bir başka gelir. Biz de şirketteki ilk ramazanımızı yaşarken, Sultanahmet’te olmanın keyfini sonuna kadar çıkardık. Buradaki geleneksel aktiviteler iş çıkışı bizi dinlenmekten mahrum eder hale geldi. Bünyelere yoğun türk kahvesi ve nargile depolandı. Helvalar, macunlar, tatlılar ve şuruplar da cabası. Saatler süren sohbetlerinin ana konusun internet eksenli olması ortamla biraz tezat oluştursa da fazla aldırmadık.
(Read More)
Tam da planladığımız gibi hazırlıklarımızı tamamlayıp, Eylül ayı itibariyle tanıtım çalışmalarına start verdik. İstanbul kazan, biz kepçe dolaşırken; bir yandan yeni iş ortaklıkları kuruyor, bir yandan da yeni dostlar ediniyoruz. Ofiste duramaz olduk. Her gidilen toplantıdan keyifli anılarla dönerken yenileri için daha da heyecanlanıyoruz.
Tabi bu durum ilginç hallere de sebep olabiliyor. Günde bazen dört-beş toplantının set edildiği oluyor. Sabah çıkıp, akşam ofise dönene dek oradan oraya koşarken; yorgunluk hissetmek bir yana, bir süre sonra kendimizi araba ile bütünleşmiş gibi görmeye başladık. Bu “seferi” halin ben de alışkanlığa dönüşmesinden korkuyorum. Bu aralar gözünüz yolda olsun, size de gelebiliriz.
Bilişimciler (namı diğer bilgisayarcılar) genelde kıt espri yeteneğine sahipler kişilerdir. Hatta bir o kadar asosyallerdir de… Bu yazının başlığı da içimizdeki en asosyal sınıf olduğuna inandığım yazılımcıların efsane klişesidir. Herhangi bir programlama dilini öğremek isteyen insanların, bir programlama dilinde ilk geliştirdikleri uygulama ekrana “Hello World!” yazdırmaktır. Arkadaşlar blog geçmişime güvendiklerinden olsa gerek, şirket bloguna ilk yazıyı yazmamı istediklerinde bu başlığı seçeceğimi bilselerdi herhalde vazgeçerlerdi. Sadede gelelim: Bu ilk yazımız ve genç şirketimiz blogu ile beraber “Merhaba Dünya!” diyor.
(Read More)